26 Şubat 2012 Pazar

Çay Falı

Beş yıl mı desem on yıl mı desem..Bir fincanın içindeki kahve lekeleri gibi belli belirsiz hayal yamaları halinde hafızamın çeperlerine saçılmış zamandan söz edeceğim.Anneannemin doğduğu bir dağ köyüydü,Hemşin'deydi Kaçkarlar'ı aşmak için yola çıktığımızda uğramıştık o yüksek köye.Kırmızı saçları keşanından taşan bir genç kız bize demli bir Rize çayı yapmış sonra da falımıza bakmıştı.Çay falına.Cam bardağın içimde yüzen iri bir çöp ve küçük bir çöp için ne öyküler anlatmıştı.Hepsini de nasıl bilmişti.İsmini bilsem,yolumu yine oradan geçirip kutlamak isterdim.Yıllar sonra,bir başka çay falını Kuzey Hindistan'da yaşlı bir Hintli kadına baktırmış idim.Sonradan öğrendim ki,çay falı,göçebe Çingeneler tarafından ta Çin'den Avrupa ülkelerine,İngiltere'ye kadar taşınmış.Hintli falcım bana,çay falı için,içinde desen olmayan,açık renkli bir fincan gerektiğini söylemişti.Ama Hemşin'dekinden farklı olarak,dipte kalan çayları saat yönünde bir kez karıştırıp,fincanın üzerine beyaz bir peçeteyle kapatmış ve baş aşağı getirmişti.Sonra yediye kadar sayıp,fincanı düzeltip geleceğimi anlatmaya koyulmuştu.Fincanın sapı,şimdiki zamanı gösteriyordu ve dairesel iç çeperi bir yıl olarak kabul etmek gerekiyordu.Çay yaprakları dipte kalmışsa,bunu kötü şeyler olacak şeklinde yorumluyordu.Yapraklar fincanın içine hangi mesafede yapışmışsa,bu yapışmalar olacak şeyleri ve zamanı anlatıyordu.Yaprak kalp biçimini almışsa,mutluluk vaat ediyordu,iki kalp gözükürse evlilik.Köpek biçimine bürünen sadık dost,kedi biçimine girmiş sahte dost çıkabiliyordu fincanda.Anımsıyorum da birden fazla köpek vardı çayımda.İçtiğimiz şey,yazgımızı belirlemez mi sanıyorsun ey bahtı güzel okur!

Kaynak : (Atlas sayı 226 )